Şölen İnsan Kaynakları Direktörü Nihat Özdemir


Şölen 1989 yılında Gaziantep’te kurulan, ilk olarak yoluna şeker üretmekle başlayan ama şimdi çoğu kişinin bildiği çikolata ve benzeri ürünleri üreterek devam eden ve gün geçtikçe büyüyen bir markadır.

 İnsan Kaynakları Direktörü Nihat Özdemir

Üniversite hayatına Harp Okulu Sistem Mühendisliğini kazanarak başlayan ve bir süre mesleğini yaptıktan sonra ona göre olmadığını karar verip, Marmara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi bölümünü kazanıp oradan mezun olmuştur. İş hayatına Shell bünyesinde insan kaynakları departmanında başlayıp, devamında da Ups Türkiye, Theyssen Krupp, Yıldız Holding, Legand gibi firmalar da kariyerini sürdürmüştür. Şimdi de Şölen’ de devam etmektedir.

Neden insan kaynakları alanını seçtiniz?

Aslında şöyle, kariyer başında aldığım eğitim insanla ilgiliydi. Bizim askerlik anlamında aldığımız eğitim onunla başladı. Oradan ayrıldığımda kendime ilk olarak yakın gördüğüm meslek insanlarla ilgilenmem gerektiğiydi ve insan kaynakları alanına yönelmek bana daha yakın geldi çünkü teknik olarak organizasyona, sisteme kattıklarınızı insanda belki daha uzun zaman da görüyorsunuz ama etkisi katma değeri büyük ve insanın hayatına dokunuyorsunuz. Keyifli olduğu gibi kolay da değil. Hani birçok bağımsız değişken vardır ve insanlarının hepsinin de beklentisi çok farklıdır.  Bir takıma, organizasyona koyduğunuzda hepsinden standart performans bekliyorsunuz ancak çeşitli etkenlerle olduğu zamanlar da oluyor, olmadığı zamanlarda ve bunları bir araya getirmek insan kaynakları anlamında da zor, yöneticilik anlamında da zor bunu sağlamakta bazen kolay olmuyor. İşte bu yüzden insan kaynakları.

Şirkete çalışan alırken nelere dikkat ediyorsunuz ?

Öncelikle kendi şirketimizin  temel değerleri neler onları göz önüne seriyoruz sonrasında, işte yetkinliklerine, beklentilerine uyumlu olmasına bakıyoruz. Örneğin şirket aile kültürü çok çalışma gibi değerler üzerine kurulmuşsa işe alacağımız kişinin o temel değerler üzerinde hayatını inşa etmiş olmasına dikkat etmeye çalışıyoruz yoksa çok farklı kültürlerden birini işe aldığınızda bir müddet kabulleniyor belki organizasyonu ama benimseyemiyor, benimseyemediğinden de kalıcı olmuyor. Bunlara dikkat ediyoruz. Sonra  kişisel olarak bir hedefi, tutkusu var mı?  kim olursa olsun pozisyonu hiç fark etmez. Yükselmeye bağlamadan hayatta kendinde ait bir amacı var mı? Bir şeyi gerçekleştirmeye çalışıyor mu? Hayatta tesadüfen mi yaşıyor, yoksa bir amaç için mi? O önemli. Çünkü eğer  tutkusunu kariyeriyle bağdaştırırsa o kişi çok başarılı olur. Neredeyim? Nerede olmak istiyorum? Onunla ilgili bir aksiyon planı varsa ve başlamışsa başarısız olma ihtimali yoktur.

Çalışan memnuniyetini ve performansını arttırmaya yönelik ne gibi çalışmalarda bulunuyorsunuz?

Biz y kuşağına özellikle son zamanlarda 5-6 senedir moda tabiriyle yenilik konusunda şunu yapıyoruz. Beğenileri, şirketten beklentileri, şirketin onlardan beklentilerini uyumlandırmaya çalışıyoruz. Yani aynı şeyleri mi bekliyor iki tarafta. Sadece altyapı ve ücret anlamında değil, gelişim bekliyorlar, öğrenmek istiyorlar. Kariyerlerine öğrenerek başlamak ve öğrenerek devam ettirmek. İlginçtir ki y kuşağı o organizasyondan bir şeyler alamıyorsa ya geri planda kalıyor ya da orayı terk ediyor. Daha fazla öğrenebileceği bir yere gidiyor ve evet şunu da söyleyebilirim onlarda materyalist diğer kuşaklarda olması gerektiği kadar ama kolay terk edebiliyorlar, sanki zorunlulukları yokmuş gibi aileleri tarafından çok desteklendikleri için hemen bırakabiliyorlar. Onlar için ne yapıyoruz? Bir kere iş ortamını daha keyifli hale ve onların gelişimine açık bir ortama çevirmek için gayret gösteriyoruz. Aslında yöneticiye Beni nasıl geliştireceksin? Diye  soruyor ve negatif şeyleri de duymak istiyor. Böylelikle gelişim planı ortaya koyarsanız y kuşağını elde tutabilirsiniz. Yapısal eğitimlerini, kariyerlerini düşünüp ne olacaklarını görmek istiyorlar ve bunu da hızlı anlamak istiyorlar. Ben y kuşağından birçok kişiyle mülakat yaparken Vizyonunuz ne? Niye varsınız bu hayatta? diye sorduğumda hemen hemen birçoğundan sıklıkla yönetici olmak gibi makamla özleştirilen cevaplar alıyorum ve ilerlemeyi bununla denk sanıyorlar ama önce bilgi, birikim nedense biraz geride kalıyor belki kariyer hayatlarının başında oldukları içindir. Bizim burada önce arkadaşlarımızı anlamak, öğrenmeleriyle iş ortamlarını daha da keyifli hale getirmeyle ilgili yapabileceğimiz her şeyi yapıyoruz.

 

Sektörünüze ilişkin trendler, istekler, talepler gelecek yılda nasıl şekillenecek?

Atıştırmalık, büyüyen bir sektör ve benim insan kaynakları  olarak anladığım kadarıyla gelişen bir pazar. Çok fazla temel gıda maddesi olmadığı için de fiyatlar ucuz böylelikle insanlar buraya harcadığı parayı çok dikkate almıyor. Sepette bir yer alıyor fakat çikolataya, bisküviye harcadığımız iki liraya, üç liraya çok dikkat edilmiyor fakat büyük bir şey alırken karşılaştırma yapıyor. Fiyatına, performansına, teknik özelliklerine, kalitesine birçok şeye bakarken burada alışıla gelmiş yeni markaların tadı damağına hoş gelen gibi birçok ürünü en azından denedikten sonra da alabilir. Dolayısıyla bu pazar da büyüyor. Özellikle nüfusla birlikte biz çoğunlukla çocuk ve genç kategorisinde olduğumuzdan bizim pazarımızın büyüyeceğine inanıyorum.

Ar-ge ile ilgili ne gibi çalışmalarınız var?

Elbette, iki tane ar-ge merkezimiz var İstanbul’da ve Antep’te, açtığımızda 15 tane falan ar-ge merkezi vardı. Biz ilk 20’ ye girdik. Gıda sektöründe iki lokasyonda ayrı ayrı ar-ge merkezi olan tek firmayız. Şu an da o yüzden ar-ge ye çok önem veriyoruz ve ekip olarak da büyüyor. Organizasyonun içinde önemli yer kapsıyor.

Ürettiğiniz ürünler her kesime mi hitap ediyor yoksa kitleniz var mı?

Nish marketing yapmıyoruz bir kere niş ürünlerimiz de var ama biz her bütçenin alabileceği ürünler üretiyoruz yani paket bile olsa sekiz lira, on lirayı geçmeyecek ürünlerdir. Dolayısıyla ufak bir çocuğun bile çok rahat alabileceği ürünlerdir.

Kendi sektörünüzde ileride ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?

Gıda sektöründe biz 29 yıllık bir firmayız ancak bizden de büyük ve eski firmalar var. Dolayısıyla pazara ilk girenin çok büyük bir avantajı vardır, yeni ürünler çıkartır. Diğer firmalar kısmen o seviyeye gelecekler, o maliyeti yakalayacaklar bir de ölçek ekonomisi çok ürettikçe pahalı ürünü daha ucuza üretme imkanınız vardır. Bir başa baş noktasından ne kadar fazla üretirseniz geri dönüşü, karı o kadar fazla olur. Oradan elde ettiğiniz karla yeni yatırımlar yapabilirsiniz. Sektörde daha irili ufaklı birçok oyuncu var ama Şölenin bu anlamda teknolojik altyapısıyla, ürünün kalitesiyle bu var olan pazar payını geliştirerek daha da büyüklerin pazarından pay alacağını düşünüyorum ve öyle de gidiyor. Bunu insanlarla birlikte desteklediğimiz de organizasyonları daha iyi başarıyoruz.

Yorum Yap. Sesini Herkese Duyur!