Nedir bu Perakendeciler ile AVM`cilerin Alıp Veremediği?


Dünyada bu yıl itibari ile faaliyet gösterdiği tam 91 ülkeyi ağ gibi saran lojistik sistemi sayesinde “Hızlı Moda (Fast Fashion) Devi” ünvanını elinde bulunduran İspanyol perakendeci Inditex Grup`un gözdesi, ülkemizde 35`ten fazla mağazası bulunan Zara`nın Türkiye

mağazalarını kapayıp yalnızca online kanaldan operasyonlarını yürüteceği dedikoduları Fatih Altaylı`nın “Bye Bye Zara” yazısı ile başlayıp geçtiğimiz birkaç hafta boyunca gündemi oldukça meşgul etmişti.

 

Güzel ülkemin mizahşör insanlarına da malzeme konusu olan bu dedikodular Türkiye`nin önemli alışveriş merkezlerinden birinin önemli bir pozisyonda yer alan yöneticisinin “Zara`nın kira derdi filan olamaz, herkesin bileğini bükerek çok ciddi kira indirimleri aldı.” açıklaması ve ardından bizzat Zara`dan gelen “Şu an Türkiye bizim için önemli bir pazar. Türkiye pazarından çıkma gibi bir niyetimiz yok” açıklamasıyla etraf eski dinginliğine tekrar büründü. Tüm bu olanlar bana geçen Kasım ayında katıldığım Perakende Günleri konferansında şahit olduğum bir düelloyu anımsattı.

Perakendecileri temsilen Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel ile AVM’leri temsilen Alışveriş Merkezleri Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Hulusi Belgü arasında gerçekleşen düelloda özellikle kurlarda yaşanan oynaklıklardan ötürü perakendeciler için son birkaç yılın en elzem sorunlarından biri haline gelen kira fiyatları tekrar masaya yatırılmıştı. Perakendeciler oynak kurlardan etkilenmemek adına ödemelerini TL olarak yapmayı öneriyorlardı, AVM’ciler ise bu talebi kendilerinin de bankalara döviz cinsinden borçlanmış oldukları gerekçesiyle reddediyorlardı ve ekliyorlardı : “Durumu bankalara açtığımızda onlar da finansmanda dışa bağımlı olduklarını söyleyip ödemeleri yalnızca döviz cinsinden kabul ettiklerini dile getiriyorlar.” İnsanın Nasrettin Hoca misali iki tarafa da sen de haklısın demesini gerektiren tartışma sonucunda tabi ki yine iki tarafı da güldürecek bir sonuç çıkmadı, konu yine çözümsüz kaldı. Ancak AYD Başkanı Hulusi Bey tartışma sırasında benim de mantığıma çok yatan bir fikir önerdi. Bu işi olsa olsa devlet çözerdi! Devletin hakem olduğu bir mecrada iki tarafın ve iki tarafın yükümlü olduğu diğer tarafların toplanıp herkesi tatmin eden bir kararla o odadan çıkmaları sanırız en mantıklısı olacaktır. Tabi bu da devletin bir şeyleri sübvanse etmesi anlamına gelebilir.

Perakende günleri konferansında Vakko CEO`su Jaklin Güner,  satışlardaki büyüme, metrekare başına düşen verimlilik, kar marjları ve elbette ki bu çarkı döndürebilmeyi sağlayacak nakit akışıyla ilgili bilgiler paylaşmıştı. Kiralardaki kur oynaklıklarından ve veya enflasyondan kaynaklanan artışlar bu etmenlerin çılgınca negatif yönde değişmesine sebebiyet veriyor. Zira kira bedeli artarken metrekareye düşen satış miktarı artmıyor, dolayısıyla metrekare başına verimlilik ve kar marjları düşüyor, nakit akışı azalıyor çünkü nakit çıktısı artıyor, bu tabloyu gören bankalar kredide kısıntıya gidiyor, perakendeciler finansman sıkıntısı çekmeye başlıyorlar. Onlar da müşteriyi ürkütmemek adına bu sıkıntıları fiyatlara yansıtmak yerine çareyi eleman giderlerini kısmakta buluyor, bu durum da daha fazla işsiz, daha memnuniyetsiz çalışanlar yaratıyor diye düşünüyorum. Memnuniyetsiz çalışanlar memnuniyetsiz müşterilere sebebiyet veriyor. Eleman giderleri yerine üretim giderlerinden kısıntıya gidilse kalitesiz mal yine müşteriyi kaçırıyor. Anlayacağınız Perakendecinin gözü yaşlı, neresinden tutsa elinde kalıyor. Tüm bu şartlarda bir de ayakta kalıyor. Bize de helal olsun demekten başka bir söz kalmıyor.

Yorum Yap. Sesini Herkese Duyur!