Dönüşüm Ustası Mari Pektezol’dan Altın Öneri: Kaybolmak İle Başla


Uzun yıllardır yazıları ile Marininevi’nden takipçilerine yol arkadaşlığı yapan Dönüşüm Ustası Mari Camgöz Pektezol, resmi internet sitesinden “KAYBOLMAK İLE BAŞLAMAK” isimli bir yazı yayınladı.

Reiki Eğitmenliği, NLP Practitioner, E.F.T Uygulayıcısı, Yaşam ve Kurumsal Koçluk, Eğiticinin Eğitimi, Yönetici ve Üst Düzey Lider Koçluğunda Ustalık, Optimum Denge Modeli I ve II Basamak Eğitimleri, Zihin Haritaları Eğitmenliği eğitimlerini alan ve deneyimlerini 3dDönüşüm çatısı altında toplayan Mari Pektezol yazısında, insanoğlunun özüne dönmesi için, dönüşüme atacağı ilk adım, doğayla bir olmak, varlığını tüm hücreleri ile hissetmek, yargılamadan uzak ve hayatın içinde sanki biraz kaybolarak kendisi ile buluşmasını anlatıyor.

Dönüşüm Ustası Mari Pektezol’un yazısı:

KAYBOLMAK İLE BAŞLAMAK”

“Görünüşünüz, yanlızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır. Dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar.” Carl Gustav Jung

Bakmak ve görmek… Aynı görünen farklı eylemler.

Günümüzde her şeye daha kolay ulaşır olduk… Ulaşabiliyor muyuz bu tartışılabilir. Sanki değip geçiyor çoğu şey ruhumuza, bedenimize.

Ulaşmak; içine almak demek üzerine kendinden bir şeyler katman demek.

Bu da bir solukta olamıyor. Bir sürü şeyleri görüyoruz, duyuyoruz, biraz okuyoruz, az da olsa araştırıyoruz. Zamanımız az, hızlı olmalıyız, en çok, en iyi, en güzel, en etkili olmak için neler mümkün? İki gözümüz var sanki biri görürken biri başka neler göreceğim diye etrafını inceliyor. İki kulağımız var biri dinlerken diğeri de ben de şunları anlatmalıyım diyen iç sesimizi dinlemekte. Yani bu kadar koşturma halindeyken hepimiz de sormuyor muyuz kendimize? Nereye?

Görmek için biraz durmak gerekiyor diye düşünüyorum. Durmak, dinlemek, görmek, hissetmek, tüm bunları ise kalbimizle yapabilir miyiz? Denenebilir, söylenenler, okunanlar bir yana, senin bunu kendin denemendir ancak öğrenme hali. Öğrenmek bir sevdadır bazıları için, bu da ancak yaparak olur, gözlemleyerek, dinleyerek bir yana, ancak iki kolu sıvayıp işe koyulmak lazım.

Kalp gözü ile yaşamaya başlarsan eğer önce kendi karanlık odalarını aydınlatmak için eline fenerini alman gerekir. Kendi beğenmediğin, yok saydığın yönlerin, keşke olmasa dediğin, herkesten sakladığın yanların günün sonunda hep seninledir.

Kabul etsen de etmesen de, kabul ne kadar zorlaşırsa işte enerji değişimi de o kadar hissedilir. Kimi buna enerji der, kimi kanım ısınmadı der, kimi samimi olmayan bir şeyler var der…Biz ki insanoğlu olarak hatamızla, kusurlarımızla, iyisiyle, kötüsüyle varoluşumuzun doğasını bilirsek, yaşam da buna göre evrilecektir.

Kendisiyle tanışık olanlar, karanlık yanlarını da bilip onları da kabul edenler, kalp gözüyle görmeye başlarlar. Olduğu gibi olanı almak, ne eksik ne fazla. Yorumsuz, bulutsuz, berrak…

Bir şekilde bize bu yaşam içinde birçok bilgi öğretildi, doğru yanlış sorgulama, düşünme fırsatı olmadan. Sonra bir baktık ki herşeyi yargılar olduk, yorumlar olduk. O şey ki bir insan olsun, yaşı da 40 olsun, 40 yıllık bir yaşamın belki 1 saatine ortak olarak o hayatı yargılarken bulduk kendimizi. Uyanmak burada başlıyor, uyanmak ve farkına varmak. Yargılarken, yorumlarken sadece kendi penceremizden içeri girenlerdir bir anlam ile buluşabilenler. Bir başkasını bir kalıba, bir anlam içine sokabilmek için o kişi ile neredeyse aynı anda nefes almak kadar bir yaşayabilmek gerekir, ki bu mümkün müdür? Bu kadar değişkenler içinde sabit olmak çabası. Yaşamın akışkanlığı içinde durmak, katı olmak isteği. Bilinmezlikten kaçış hali…

Uzun bir yolculuk yaşam, düş kurmadan, hayal kurmadan yeni günü yaratmak renksiz olur. Dışa bakmak seçenek yaratmaya imkan verir, yeni renkleri hayatımıza katabilir. Bakarken sadece bakmak, kıyaslamadan, neden demeden, sadece bakabilmek, alabilmek halinde olmak. Doğada olmak iyi gelir bunu yaşamak için. Sadece doğada olmak ve tüm sistemi incelemek isterseniz işte o zaman cevaplar size gelecektir. İşte tam bu anda dışardayken içeriye bakmaya başlayacaksınız. Doğanın titreşimleri ile bedenimizin titreşimleri birbirlerinin uyumunu ararlar, bulduklarında ise tam orada, o anda uzun süre kalma isteği başlar. Hiçbir şey yapmadan sadece sesleri dinlemek, nefes alabilmek, adımların bastığı toprağı hissetmek, kendi ağırlığını hissetmek, bir çimenin ince zarif çizgilerini takip etmek, bir çiçeğin tomurcuklarının muhteşem renklerini, yapraklarının muazzam çizimlerini görmek, renklerin içinde kaybolmak ile başlar içimizdeki uyanış.

Uyanış bir başlarsa artık uyku ile uyanış arasındaki farkı da bilinç bilmeye başlar. Bilinç bilirse artık seni geri götürmez onun işi artık uyandırmaktır, fark ettirmektir.

Berrak bir zihin ile berrak bir yürek birleştiğinde ise yolculuğun başlar…

Yorum Yap. Sesini Herkese Duyur!