Bilinçaltının Kolektif Hazinesi: Sosyal Etki


Başlangıç

Neden toplumun içerisinde doğduk ve yaşıyoruz? Bizler tek başımıza hayatımızı devam ettiremeyecek kadar güçsüz müyüz?

Aristoteles, insan doğası gereği sosyal bir varlıktır derken haklıydı. Yaşamımızın temel, kaçınılmaz bir özelliğidir bu. Yeni doğmuş bir bebek asla, bazı hayvanlarda olduğu gibi, tek başına kendini koruyamaz. Onu sakınıp, kollaması gereken bir anne babaya ihtiyaç duyar. Büyüdüğünde ise bütün işleri kendi başına yapamayacağı için diğerleriyle ilişkiler kurmak mecburiyetindedir.

Ama toplum içinde yaşamak insanı sosyal ilişkiler içerisinde uyması gereken birtakım kurallara iter. Peki nedir bu kurallar?

Sahiden de bu kurallara göre mi yaşıyoruz, yoksa vazgeçebilir misiniz?

Paradigma Yıkılıyor

Freud insanı yönlendirenin aslında bilinçaltı süreçler olduğunu ilk dile getirdiğinde büyük tepkiye maruz kalmıştı. O zamana kadar ki hakim görüşten uzak olan bu düşünce, şiddetli bir reddedişle karşılaşmasına rağmen, bugün çoğu düşünce ve davranışlarımızın bilinçaltı tarafından yönlendirildiğini biliyoruz.

Her adımda düşünmeniz gerektiğini hayal etsenize, öyle ki bize şu an basit bir işlev gibi görünen yürümek eylemi bile, her anınız önce sol şimdi sağ ayağımı mı hareket ettirmeliyim gibi zorluklara neden olacaktı. Bilişsel yükünüz sadece bu işlemle meşgul olacağı için diğer yapmanız gereken işlemleri aksatacaktır.

Bazen ise bilinç aşamasına bile gelmeyecek olan bazı uyarıcılar bilinçaltımızda bir depo gibi saklanmakta olup, siz asla farkında olmasanız bile davranışlarınızı yönetecek bir güç halini almaktadır.

Sosyal etki denilen olguda işte bilinçaltının gizli dünyasında saklanmaya devam etmektedir.

Sosyal Etki

Sosyal etkiyi bireyin duygu,düşünce ve davranışlarının bir kişi veya grup tarafından etkilenmesi olarak tanımlayabiliriz.

Bireyler sosyal etkinin altında kalarak toplumsal yaşamda üç tip tepki gösterir:

Uyma: Uyma davranışı bireyin, kendi düşüncesi olmasa bile gruba uyarak, kendi düşüncesini saklaması durumu olarak tanımlanıyor. Daha iyi anlaşılması için kendi yaşantınıza bakabilirsiniz. Bazen aynı fikri paylaşmasanız bile diğerlerinin düşüncelerine uyma davranışı geliştirebilirsiniz.

Peki neden böyle davranmak zorunda kalırız?

Bunun iki nedeni olduğu düşünülmekte. Grubun kurallarına uyarak doğru davranmak, böylece grubun dışına itilmek istenmemesi. Diğeri de beğenilme arzusu.

Benimseme: Elbette sosyal etkinin sadece bir yönü bulunmamaktadır. Diğer bir etki ise bireyin saygı duyduğu veya sevdiği kişilerin davranışlarından etkilenip kendisinde de bu davranışları geliştirmesi.

Son yılların yükselen yıldızları olan “youtuber”ları takip eden çocuk ve gençlerin neden onlar gibi davrandıklarını veya onlar gibi olmak istediklerine dair birer ipucu veriyor gibi.

İçselleştirme: Bireylerin bir davranışı gerçekleştirirken onun doğru olduğuna inanılıp gerçekleştirmesi olarak belirtebiliriz.

İtaat Et!

Hitler böylesine bir insan grubunu nasıl etkisine alabildi ve onları yönlendirdi? Yapılan gaz odaları, işkenceler…

İstisnalar dışında herkes gönüllü olarak ona itaat ediyordu. Bunun sebebi ne olabilirdi ki?

İnsanlar otorite olarak gördükleri kişilere itaat etme eğiliminde bulunurlar. Bunlar çalıştığınız şirketteki yöneticiniz olacağı gibi, öğretmen-öğrenci şeklinde de vuku bulabilir.

Öyle ki otorite sahibi kişilerin en doğru kararı vereceklerini düşündükleri için onların etkisi altında kalıp çeşitli davranış kalıplarını gerçekleştirirler. Hem de onların yanılmış olabileceğini akıllarının ucuna bile getirmeksizin.

Kafkavari Bir Böcek

Toplumun sizden beklediği, sözleşmeye uymanızdır. İşbirliğinin temeli budur. Elbette işbirliği önemli bir şeydir ancak sosyal etki birey için sınırları aştıysa?

Bir ara sosyal normlara karşı çıktığınızı düşünsenize. Grup içerisinde, genelleştirirsek toplumda, adeta Kafkavari bir böceğe dönüşürsünüz. Üyeler ya sizden uzaklaşmanın bir yolunu arayacaktır ya da genellikle olduğu gibi sizi uzaklaştıracaktır. Ayrıca bununla yetinmeyeceklerdir de. Size öğretilen normlara uymadığınız için şiddetli bir tepkiye bile maruz kalacağınız olacaktır.

Çoğumuz bir grubun içerisinde yer almaktayız. Kendi sosyal ihtiyaçlarımızı bu gruplar sayesinde karşılayabiliyoruz.

Bazen ise o grubun değer yargılarını o kadar içselleştiriyoruz ki grup dışındaki kişileri birer virüs gibi görebiliyoruz.

“Biz” ve “Onlar”

İç ve dış grup ayrımı işte burada başlıyor. Kendi içinde bulunduğumuz grubun özelliklerini abartma eğiliminde bulunurken dış gruptaki “diğerlerini” aşağılama eğilimindeyiz.

Irkçılık, önyargılar, savaşlar…

Belki de bütün bunların nedeni biz ve onlar arasında yaptığımız ayrımlardır.

Personalar Üzerine

Öyle ya da böyle her birimiz çeşitli koşullardan dolayı farklı gruplara katılabiliyoruz. Bunlar bazen bir ödev grubu, bazen arkadaş gruplarınız veya iş dolayısıyla oluşturulan farklı amaçlara hizmet eden gruplardır. Bir an durup hayatınızda olan grupları düşünmenizi istiyorum. Her bir grup için neler düşünüyorsunuz, sizden beklenenler neler ve siz diğer grup üyeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu gibi sorular aslında herkesin bir gruba dahil olduğunun ve bu farklı gruplarda farklı sosyal normların olduğu ayrıca kendimizin de farklı rollerin içerisinde davrandığımızı gösterir.

Jung’un her kişinin birer “persona” ya sahip olduğunu söylerken ne kadar haklı olduğunu görüyoruz. Farklı gruplarda farklı rolleri canlandırmak bizden beklenen bir görevdir.

Kontrol Kimde?

Tüm bu olanları kim yönlendiriyor?

Kolektif yapının sonucu sosyal etkiye maruz kalmaktır. Öyle ya da böyle sosyal etki yoluyla, toplumun kurallarını öğreniriz, yeri geldiğinde de bu kuralları birer emir gibi uygulamak zorunda oluruz.

Kimi zaman bu etki aşırılıklara uzanırken kimi zamanda toplumsallaşma sürecinin birer aşaması olmaktadır.

Sonuç

Yazı boyunca çeşitli bilgilerin yanı sıra karamsar bir tablonun oluştuğu kanısındayım. Bu belki de istediğim bir şeydi. Ancak bu karamsar tablonun yanı sıra bazı noktalara değinmek arzusundayım.

Bir arada yaşamamız için elbette kurallara ihtiyacımız olduğu ve bireylerin de bu kurallara uyması gerektiği açıktır. Düzenin sağlanması ve devamı için gerekli bir mekanizmadır.

Ancak bireylerin bu kolektif yapıya katılıp, akıl almaz eylemlerde bulunma yetkisine sahip olduklarını düşünmeleri sosyal etkinin olumsuz bir yönüdür.

Tek başınayken yapamayacağımız bir davranışı sosyal etkiye maruz kalarak yapmak belki de bizim düşünmemiz gereken bir noktadır.

Yorum Yap. Sesini Herkese Duyur!