Ben Adamı Gözünden Tanırım…


Şöyle oturun, böyle giyinin, şu şekilde anlatın, göz kontağı kurun gibi bin türlü tavsiyesi vardır iş görüşmelerinin. İK gazetelerinde, dergilerinde internette bulabilirsiniz. Belli bir süre içinde hiç tanımadığınız biri ile, ne sorulacağını bilmediğiniz sorularla muhatap olmak.

Aklımıza işte o tavsiyeler gelir daha evden çıkmadan. Ne konuşacağız, ne sorulacak? Vereceğimiz cevapları tasarlarız çünkü bu cevaplar çok iyi olmalı ki karşımızdaki bizle ilgili çok iyi düşünmeli. Ne stresli bir iş!

Bu stres evden çıkarken başlar, adresi bulurken, o odaya girerken, mülakatçıyı beklerken hep sürer. Sonra odaya bir şirket yetkilisi girer. Süreç başlar…

Biliyor musunuz ki birçok mülakat, gelmeden önce başlamış ve bitmiştir. Çünkü kişi yanlış işe başvurmuştur ya da işe almaya karar verecek kişi kafasında nasıl birini işe alacağını bilmiyordur.

Doğru kişiyi seçerken, doğru şirket tercihi yapacakken kriterlerimiz belirlenmiş midir? Farkında mıyız ki koca bir hayatı geçireceğiz karşılıklı bu kriterler ile? Mülakata gelmeden önce psikolojik kontratlar vardır kafamızda farkında olmadan yaptığımız, içinde bu kriterler vardır.

Kişinin bakış açısından en doğru aday kendisidir. Bu işe girmek için beklentileri vardır, onlar karşılanırsa o işte çalışacaktır. En iyi performansını gösterebileceği bir ortam var mıdır? Çalışacağı yönetici kendisine uygun mudur? Huzuru ve iş tatminini bulacak mıdır? Kim bilir? Hele bir işe girelim bakarız sonrasına. Peki.

İşe alım kararını verecek kişi ise kimi seçmek istediğini biliyordur. Zaten ilk görüşte o adamı gözünden, duruşundan tanır; tecrübelidir, çok adam görmüştür. Karşındaki kişinin bir sene sonra nasıl bir performans göstereceğini bilir. Acaba bu kişi katılacağı ekibe, çalışma kültürüne uyar mı? Bakarız…

İşe alınan aday neticede iyi çıkarsa bu işe alan kişinin öngörüsü ve başarısıdır. Değilse başarısızlık adamındır. Nerden bilsin baştan, kavun mu ki koklaya?

HADİ GELİN BEN SİZE HER YERDE KONUŞULMAYAN BİR TAKIM TÜYOLAR VEREYİM.

Hani her aşk başlarken herkes hep iyi yönünü ortaya koyar, güzel huylarını gösterir ya… Kimse negatif konuşmaz. Detayların gizlendiği, şeytanların dolaştığı yerlerdir o konuşmadıklarımız. Ne güzel anlatırız, yağlandıra ballandıra kendimizin en iyi olduğunu, en iyi yaptığımızı…

Aslında görüşme yaparken en dikkat edeceğimiz şey kendimiz olmaktır. Çünkü biz kendimizi herkesten daha iyi tanırız, kendimizi nasıl anlatacağımızı en iyi biz tarif ederiz. Herhangi bir soru karşısında neyi söylemek isteyeceğimizi, nasıl cevap vermek isteyeceğimizi en iyi biz biliriz. İsteklerimizi, hırslarımızı, öğrenilmiş dersleri en çok biz anlatmak isteriz. Kimlerle çalışabileceğimizi, hangi işleri kişiliğimiz gereği kimlerle ve nasıl iş ortamlarında yapabileceğimizi en iyi biz biliriz. Bir de kişiliğimizin farkındayızdır. En iyi performansı hangi becerilerimizle ortaya koyabileceğimizi yine en iyi biz ölçeriz.

Hani her aşk başlarken herkes hep iyi yönünü ortaya koyar, güzel huylarını gösterir ya… Kimse negatif konuşmaz. Detayların gizlendiği, şeytanların dolaştığı yerlerdir o konuşmadıklarımız. Ne güzel anlatırız, yağlandıra ballandıra kendimizin en iyi olduğunu, en iyi yaptığımızı…

resim

İşte ortaya koyulacak en iyi performansın gerektireceği yetkinlikleri içimize sindirmişizdir. Bülbül gibi anlatırız neler olduğunu ve bizim nelere hakim olduğumuzu.

Rol yapamayız, çünkü hayatımızı geçireceğiz orda. Sahip olmadıklarımızı sahipmiş gibi gösteremeyiz, çünkü o becerilerle iş yapacağız, çok şey öğreneceğiz karşılıklı.

Anlatırken karşımızdaki kişiye o güveni en doğal haliyle sağlarız, çünkü o güvendir karşılıklı kararı aldıracak. İşte püf nokta burada! Güven sağlandığı anda işe alım kararının büyük bir adımı atılmıştır.

Ee, ne yapsın mülakatçı? Sadece 45 dakikalık bir görüşmeyle, kişilik envanterleriyle, testlerle kişi tanınmıyor ki! Biraz da eşe dosta sormak lazım.

Referanslarımızı bizi en iyi bilenler verir. Hem de ezbere klişe sözlerle değil… Sosyal medyada ne yaptığımızı da iyi biliriz. Artık orada da araştırıyorlar bizi…

Kendi açımızdan biz en iyi olmaya çalışırız o görüşmede. Peki ya mülakatı yapacak kişi? Hep mülakata gelip başarısız olan aday mıdır? Mülakatçının hiç suçu yok mudur?

Doğru yapılandırılmış ve uygun sorular sormayıp, istediği bilgiye ulaşamayıp, adayı ordan oraya savuran, ne sorduğunu, ne cevap beklediğini bilmeyen, sonra da en subjektif yargılarla doğru kararı veremeyen ey mülakatçı! Bence o aday uygundu ama sen ne aradığını bilmiyorsun sanki…

Bu tip mülakatta sizde hiç suç yok. Sakın moralinizi bozmayın, kişisel almayın. Kendinizden şüphe etmeyin ve bundan sonraki mülakatlardan korkmayın. Bu da kendi içerisinde bir deneyim yolculuğu.

Unutmayın ki iş-insan uyumunda genel-geçer doğru ve yanlışlar yoktur. Her bir örnek için uygun olan ve olmayan iş ve kişiler vardır. Bugün bu işe uygun olmamanız, yarın başkalarına olmayacağınız anlamına gelmez.

Bu uygunluk kararı da mümkün olduğunca objektif şekilde verilebilmeli. Eğer kendimizi dışarıdan da gözlemleyebiliyorsak, nasıl göründüğümüzü, algılandığımızın kaydını izleyebiliyor ve de iyileştirebiliyorsak bizden kralı yok!

Kim olduğumuzun, nasıl bir hayat yaşamak istediğimizin, hangi işi yapmak istediğimizin farkındaysak bu krallığın en büyük hazinesini de elde etmiş oluyoruz.

Bu zenginliği ise o mülakatta gösterdiğimizde hayatımızı, işimizi, kariyerimizi gerçekten yönetmeye başladık demektir. Çünkü o güveni karşılıklı vermiş oluyoruz. Eh o zaman da zaten mülakatçıya fazla iş düşmüyor, çünkü sizi gözünüzden değil, aklınızdan, yüreğinizden, kişiliğinizden, becerilerinizden tanımış oluyor. Bu arada o tanırken sizi, siz zaten o işi çoktan almış oluyorsunuz.

Hayırlı işler… Kolay gelsin…

PAYLAŞ
Ahmet Aksoy
1996 İTÜ End. Müh. mezunu. 1998-2002 yılları arasında Arçelik'te İK uzmanı olarak çalıştı. 2002-2004 yılları arasında Akbank T.A.Ş Md. yardımcılığı yaptı. 2004 yılından beri BSH'de çalışıyor.